Masal: Suya Düşen Kelimeler

Bir varmış, bir yokmuş. Günün birinde yemyeşil bir ormanda bir şiir yarışması düzenlenmesi kararlaştırılmış. Orman ahalisi hemen toplanıp cazip bir ödül belirlemek için kafa kafaya vermişler. Bazıları bir kovan bal olsun demiş, bazıları muhakkak bir çuval kozalak olsun istemiş. Bazıları derenin balıklarında ısrarcı olmuş, bazılarıysa küçük solucanlarda. Bakmışlar ki ormanda birinin midesinin şöleni bir diğerinin canını gerektiriyor, bu ödülden vazgeçmişler.

Ormanın ileri gelenlerinden biri demiş ki “Bu böyle olmayacak! En iyi şiiri yazanın yuvasını el birliği ile yapalım. Ödül bu olsun. Eğer evi varsa tadilatını yapalım, yoksa da evi beraber kuralım. Ne dersiniz?” . Bu fikri herkes çok beğenmiş. Ödülün kimseye bir zarar vermeyeceğine kanaat getirmişler. Tüm orman yarışmaya katılmakta pek hevesli olmuş. Böylece yarışmayı başlatmışlar.

Önce ormanı bir sessizlik kaplamış. Kenarda köşede ufak mırıldanmalar, ötüşmeler, ulumalar…Herkes harıl harıl çalışıyormuş. Daha iyi konsantre olabilmek için yalnız kalmayı tercih edenler çokmuş. Ormanda sürüler bile birbirinden ayrı gezer olmuş. Her köşe başında birisi hülyalı hülyalı yazacağı şiiri düşünür olmuş.

Birkaç gün böylece geçip gitmiş. Ama kimse içine sinen bir şiir yazamamış. Bu tek başınalıktan sıkılan bazıları başka bir yöntem denemeye karar vermiş. “İlham almalıyım!” diye düşünmüş bir tanesi. Arkadaşına gitmiş. Sohbet etmek daha iyi gelir diye düşündüm, diye de paylaşmış fikrini. Birlikte ormanda yürüyüşe çıkmışlar. Gün batımını beraber izlemişler. Ağaçlara tırmanıp en üst dallardan manzara izlemişler. Bu sayede tek tük bir şeyler yazabilmeye başlamışlar. Doğa o kadar güzelmiş ki, bu güzelliği anlatacak kelimeler bulmanın kendilerine yeteceğine inanmışlar.

Günler geçiyormuş. Birçoğu bir şeyler yazabilmeyi başarmış. Tam olarak en iyi şiir ödülünü alabilecek kadar iyi şiirler olmasalar da yaptıklarından memnunlarmış. Yazdıklarını birbirlerine de gösteriyorlamış. Bazen dinleyicilerden birisi “Şu kelime yerine şunu kullansan daha güzel olur” diyerek arkadaşına yardımcı bile oluyormuş.

Türlü türlü arkadaşlıklar varmış. Bazıları birbirinin eksiklerini kapatırmış bazılarıysa aklına iyi bir fikir gelse bile söylemez, kendine saklarmış.

Yarışma günü iyiden iyiye yaklaşmaya başlamış. Hazırlıklar son hız devam ediyormuş. Şiirlerinin üstünden defalarca geçip kulaklarını tırmalayan ifadeleri bulmaya çalışıyorlarmış. Hepsinin kendine göre bir tarzı varmış. Bazıları kafiyelerden hoşlanırmış bazılarıysa söz oyunlarından. Hazırlıklar son hız devam ederken ormanda derenin kenarındaki tümsekte bir hareketlilik göze çarpmış.

İki arkadaş birbirlerine şiirlerini gösteriyorlamış. Kaplumbağanın yazdığı şiiri köstebek eline almış, okumaya başlamış. Şiirin her mısrasında duyguları bir kat daha yoğunlaşıyormuş. Bu şiire bayılmış. Arkadaşına ne diyeceğini bilememiş. İçin için kaplumbağayı kıskanmaya başlamış. Yüzü kızarmaya başlamış. Kalbi hızlanmış. Kaplumbağaya sormuş:” Sevgili kaplumbağa, şiirini çok beğendim. Keşke bu şiiri ben yazmış olsaydım. Biliyorum sen yavaşsın ama uzun yaşarsın. Önünde daha bir sürü şiir yarışmaları olur. Bu şiiri bana ver, şiir benim olsun!”. Bu istek karşısında hem çok şaşıran hem de şiirinin beğenilmesinden çok mutlu olan kaplumbağa arkadaşına dönmüş şöyle demiş “Sevgili köstebek, evet ben uzun yaşıyorum. Yaşadıklarım sayesinde belki de böyle güzel şiirler yazabiliyorum. Bu da benim bir özelliğim. Maalesef sana şiirimi veremem.” Köstebek bu cevaba şaşırmamış doğrusu. Kendisi de şiirini bir başkasına vermek istemezmiş. Kaplumbağayı dinlerken ne yapacağını düşünmeye başlamış bile. Ufak bir dokunuşla kaplumbağayı suya itmeye karar vermiş. Böylelikle kaplumbağa suya düşecek, şiirse köstebekte kalacakmış.

Düşündüğünü yapmakta tereddüt etmeden kaplumbağayı suya itmiş köstebek. “Hoşçakal!” diye de seslenmiş arkasından. Kaplumbağa olabildiğince dengeli düşebilmek için kolları bacakları ile havada komik şekiller çizerek suya düşmüş. Köstebek, suda yüzen kaplumbağaya el sallamış ve büyük bir heyecanla elinde kalan şiiri tekrar okumaya davranmış.

Ama o da ne!

Kağıtta tek bir kelime bile yokmuş!

Nasıl olur diye öfkeyle etrafına bakınmış köstebek. Kaplumbağaya doğru uzanan bir ip gözüne takılmış o anda. Meğersem kaplumbağa kağıttaki tüm harfleri, kelimeleri bir ipe geçirmiş, ipi de parmağına dolamışmış. Suya düşmesi ile kelimelerin kağıttan dökülmesi bir olmuş.

Köstebek kocaman gözleriyle şaşkın şaşkın bakakalmış.

Demek ki, kaplumbağa yalnızca evini değil kelimeleri de kendinde taşıyormuş demiş bir ses.

Ormanın sesiymiş bu.

3 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. gamzenur dedi ki:

    Bizler de böyleyiz bazen. Evimiz düşüncelerimiz bizimle beraber.Kelimeler,cümleler ve yaşadıklarımız ipin ucuna asılı ve ne zaman suya düşeceği belli değil. Çok güzel bi yazıydı.🌿

    Liked by 1 kişi

    1. Zeynep Yılmaz dedi ki:

      Çok teşekkür ederim 🙂

      Liked by 1 kişi

  2. Anonim dedi ki:

    Cok guzel bir masaldi cok etkilendim tebrik ediyorum

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s