Sorumlu Üretim, Sorumlu Tüketim

Üzgünüz, Size Ulaşamadık (Sorry, We Missed You)” filminden bahisle tüketim tutumumuza dem vurmak istiyorum. Bu filmde oldukça çalışkan, dürüst bir çiftin hayata tutunma çabalarına eşlik ediyoruz. Ellerinden geleni yapıyorlar, ancak hayatlarında pek de bir şey fark etmiyor. Onların başarısızlığı mı? Yoksa sistemin bir yerinde bir delik mi var?

Eğer içinde kapana sıkıştığımız, kısır döngüye girdiğimiz sorunlar yaşıyorsak, bir yerde tıkanıp kalıyorsak muhtemelen bu yalnızca bizim başımıza gelmiyordur. Bizim gibi binlercesi, milyonlarcası olabilir. “Kişisel olan politiktir.” sözü buradan geliyor. Yani sorun muhtemelen sistemsel.

Bu ailenin hikayesi de tam olarak böyle. Hayatın içinden, içimizden bir aile. Lüks harcamalar için değil barınma, giyinme gibi en temel ihtiyaçlarına ulaşabilmek için günde 14 saat çalışıyorlar. Bunun üstüne birisi soruyor hatta:

Hani çalışma saatleri 8 saate indirilmişti?

Bir diğeri neden bu denli sıkı çalışmak zorunda oldukları ile ilgili bir nutuk atıyor:

Ayakta kalabilmek için rekabet etmeliyiz. Rekabet edebilmek için ucuz olmalıyız. Güvenilir olmalıyız. Hızlı olmalıyız. Müşterileri memnun etmeliyiz.

Tam da bu noktada kocaman bir ayna tutuyor bize, müşterilere, biz değerli tüketicilere. Bitmek bilmeyen taleplerimizin, daha da hızlanmasını istediğimiz sistemin, daha ucuza daha çoğunu alma isteğimizin sistemde kimin sırtında bir kambur yarattığının farkında mıyız?

İster kuaför olalım, ister doktor, ister dershanede öğretmen, ister bir depo görevlisi, ister bir dizi oyuncusu…Kotaları doldurmaya çalışırken, zamanında teslim yapmaya çalışırken, müşteri ardına müşteri ile ilgilenirken dinlenmeden çalışmak, mesai saatinde tuvalete bile gidecek vaktin olmaması, yemek saatlerinin sürekli kayması kaçması, sürekli bir koşturma içinde olmak, sabahın en erken saatinde evden çıkıp yatmaya birkaç saat kala eve gelebilmek, aile ile birlikte vakit geçirememek, çocuklarla ilgilenecek halin, vaktin kalmaması… Üstelik bu denli tüketici çalışmaya karşın birçoğumuzun en temel ihtiyaçlarını karşılayamaması…Tüm bunlar neye sebep olabilir?

Bu şekilde çalışmak insancıl mı? Bu şekilde tüketmek insancıl mı? Sürdürülebilir mi? Bu düzen hem kendimizi hem ailemizi tüketmez mi?

Bu film çok doğal bir şekilde bu soruları aklımıza getiriyor, sorgulamamızı sağlıyor. Filmi Yoksulluğun Hikayesi İzleme Listesi‘ ne ekliyorum.

Sahi nereden başlayabiliriz? En başta tüketme alışkanlıklarımızı, davranışlarımızı gözden geçirebilir miyiz?

Siz ne dersiniz?

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s