Kendime Sorular, Kendime Düşünceler, Kendime Kararlar
Kendimize Dair
- Bu hayatta kendimiz olmaktan daha ulvi bir amacımız var mı acaba? (Otantik ben) Herkesten o kadar çok var ki! Kendi sesini, ritmini kaybetmeden evrensel müziğe ahenkle bağlanmak…Kendi müziğini duyabilmek eşsiz.
- Kendimi seversem, kabul edersem başkasını sevmem de mümkün oluyor. Kendimi kabul etmekle başlayacak. Kendimi sevip kabul edersem, ne yapmak istiyorsam yapabilirim. Diğer türlü istediklerimi yapabilecek gücü kendimde bulamam. Küçülürüm. Halsiz olurum. Gücümü toplayabilmem ve gücümü kullanabilmem için huzur içinde olabilirim. İçimde barış varsa hayatta güçlü olabilirim. Kendimin en iyi dostu olabilir miyim?
- Kendimizi sevip kabul etmedikçe içimiz tam anlamıyla yumuşayamaz. İçimiz yumuşamayınca da bir başkasını hakkıyla sevemeyiz. Tıpkı kendimizi eleştirip yargılar gibi onu da eleştirir, yargılarız. Sevgi böyle bir şey değil. Sevgi anlaşılmak, onaylanmak, kabul edilmek ister. Bu şekilde sevebilir miyiz?
- Eleştiri bulaşıcı. Bir başlayınca her şeyi, herkesi eleştirebiliyorum. Durmak istiyorum. Ararsam, kötüyü görüyorum. Bana iyi gelmiyor. Bunun yerine güzelliklere odaklanmayı seçiyorum. İyileşmesini istediğim şeylere de daha anlayışlı, naif bakabilirim. Bu bana güç verecek. Bu bakış kolaylaştıracak.
- Yaşadığım şeylerde, burada benim sorumluluğum ne? Ben ne yapabilirim? Kurban mıyım, mağdur muyum; zalim miyim?
- Bilinçli olarak düşünebiliyor muyum? Düşünme hataları yapıyor muyum? Kaygılanıyor muyum? Ne için? Aklım, hislerim benimle mi?
- İçimizde tüm evreni taşıyoruz. Hayatın kendisi gibi mükemmeliz, tamız, bütünüz.
- Birisi gelip bizi kurtarmaycak. Kendimizi çekip çıkaracağız. Kendimizi dönüştüreceğiz. Biz sorumluluk alıp, biz bir tercih yapacağız. Neyse o; biz yapacağız. (Sorumluluk)
- Kırılgan olabilirim. Yardım isteyebilirim. Kendimi ifade etmek önemli. Sesimi çıkarmak önemli.
- Sınırlarım hem beni hem de çevremi korur. Ben, ilişkilerde bunalmaz sıkışmazsam o ilişki daha uzun ve barışçıl devam edebilir.
- Benim için yaşamak demek ne demek? Nasıl yaşarsam yaşadığımı iliklerime değin hissedebilirim? Nasıl bir yaşamda ‘yaşadım’ diyebilirim?
- Kendime iyi bakıyor muyum? Ne yaparsam kendime iyi bakmış olurum? Bedenime, zihnime?
- Kendini nasıl besliyorsun? Bedenini, zihnini, duygularını, yaratıcılığını, anlayışını, ilişkilerini…
- Zamanın senin mi?
- Hep olduğum kişiyim. Ve daha da çok kendime yaklaşıyorum.
- Fark ettim ki, yaşanan şeyin yaşanmış olup olmadığını bile zor hatırlıyorum. Hayal dahi olabilir. Geçmiş o kadar geçmiş ki! Bu durum bana bugünümle ilgili ne söyler, geleceğimle ilgili ne söyler? Yaşadığım şeyden öğreneceğimi öğrensem, o anki hazzımı-acımı- deneyimimi yaşasam ve yoluma devam etsem. Bir yemeğin tadı gibi, o andaki hazdan daha fazlası kalmıyor damağımda:Acı mıydı, tatlı mıydı? O halde nasıl yaşayabilirim?
- Kendi Hira Dağı’ma çıkmak istiyorum. Herkes kendi Hira’sına çıksın.
İlişkilere Dair
- Kimseyi kontrol edemeyiz. Kimseyi değiştiremeyiz. Ancak kişi kendisi isterse değişebilir. (Birisinin değişmesini neden isteriz? Bunu da kendimize bir soralım.)
- Kimseyi mutlu edemeyiz. Kişi kendisi isterse mutlu olur veya olmaz. Kişi kendi mutluluğundan kendisi sorumludur. ( Ama bizim hiç mi sorumluluğumuz yok? Varsayılan davranış nezaketli, şefkatli davranış.)
- Şefkatli iletişim; eleştirmeden, yargılamadan, kendi olmasına alan açarak, manipüle etmeden, kontrol etmeden, müdahale etmeden sınırlar çerçevesinde var olmak. (Sorumluluk)
- Kendimizi sevip kabul etmedikçe içimiz tam anlamıyla yumuşayamaz. İçimiz yumuşamayınca da bir başkasını hakkıyla sevemeyiz. Tıpkı kendimizi eleştirip yargılar gibi onu da eleştirir, yargılarız. Sevgi böyle bir şey değil. Sevgi anlaşılmak, onaylanmak, kabul edilmek ister. Bu şekilde sevebilir miyiz?
- Kötülük olsun diye değil, yapabildikleri o kadar olduğu için öyle yapıyorlar. Ellerinden gelen, şimdideki mevcut potansiyelleri bu kadar olduğundan böyle davranıyorlar. Bunu anlayabilir miyim?
- Sevdiklerimizle bol vakit geçirebilmek, sevdiklerimizle çevrili olabilmek için nasıl yaşayabilirim? Nasıl tercihler yapabilirim?
- Başka bir insanın varlığını nasıl tanıyabiliriz? Onu eleştirmemek, yargılamamak aksine anlamaya çalışmak, kabul etmek mümkün mü?
- Sevdiklerime onları sevdiğimi, benim için kıymetli olduklarını hissettirebiliyor muyum? Bunun için ne yapabilirim? Nasıl sevebilirim? (Sevmek)
- Kişilerin kendi olmalarına alan açabilirsek, izin verirsek, kendimizi kandırmazsak bizi aldatabilirler mi?
- Birisine kızmak, küsmek ne demek? Ne hissediyorum öyle olunca? İçimde ne hissediyorum? Gerçekten hissettiğim ne? Altında hissettiğim duygu ne? Anlaşılmamak, incinmek, utanmak, hayal kırıklığına uğramak, öfkelenmek, değersiz hissetmek, sevilmemiş hissetmek… Altındaki düşüncem ne? Ben burada ne yaşıyorum aslında?
- Kendi sanghamızı (kabilemizi, ekibimizi, yuvamızı) oluşturmak – benzer değerlerde, isteklerde, anlayışta olduklarımızla- ve bu çemberde ahenkle yol alabilmek gücümüze güç katacak. Hayatımızı güzelleştirecek ve kolaylaştıracak. Yuvamızı böyle kurabilir miyiz?
- Dostlarımızdan ne isteriz? Onlara ne vermek isteriz? Alış veriş olması şart mı? Sadece varlığımız nasıl gelir ki?
- Birbirimizin koyduğu taşlara basarak ilerliyoruz. Hepimizin katkısı o kadar büyük ki! Birbirimiz için yol açıyoruz, yeni yollar buluyoruz. Birbirimize destek oluyoruz. Bu dünyada canlı olmak eşsiz bir deneyim.
- Nezaket: Bir şeylerin kesin çözümü olabilir mi?
- Kusur ararsak görürüz. Neden arayalım? Kendimizin ve insanların kusurlarımızın olabileceğini hali hazırda bilmiyor muyuz?
- Kişinin kendi olmasına imkan tanıyabilir miyiz? Neyden çekiniyoruz?Kendi olanların bizimle olmayacağından mı? Olurlarsa ne olur? Olmazlarsa ne olur?
- Yol’a dair bir şey oluruz: Yol tutmak, yol göstermek, yolu açmak, yol vermek, yol olmak, yolcu olmak…
- Şefkat, anlayış, sıcaklık, gülümseyiş ve sarılış; bir canın bir cana verebilecekleri.
- Görmek istemeyene gösteremeyiz. Bizim kabiliyetimiz değildir söz konusu olan, karşımızdakinin isteğidir, niyetidir. Bu anlamak için de geçerlidir. Sevmek için de. Daha da nelerde geçerlidir.
- İnsanın insana verebileceği bir çift tatlı söz, bir gülüş, bir kucak, bir sıvazlama, bir bakış, bir kol, bir omuz, bir selam, bir teşekkür. Bunları da kendi kendimize vermeyi mi öğrenelim? Evet, öğrenelim; ne olur ne olmaz. Ama dostlar, daha fazlasını istiyorum, bunları birbirimize verebilmeyi ve bunları birbirimizden isteyebilmeyi diliyorum. Birbirimizden vazgeçmeyelim.
- İyilik, yardım gördüğümüzde karşılık verebilmek için aldığımıza vermemiz şart değil. Bayrak yarışı gibi, bir başkasına iyilik yapabiliriz. Dünya büyük, desteklenecek, sevilecek canlar çok.
Hayata Dair
- Hayatın içinde yas var, acı var, kayıp var, yoksunluk var, özlem var, acı var, sevinç var. Hepsi hayatın içinde. Birini isteyip birini istememezlik olmaz. Hayat bir bütün. Hayata kendimizi açtığımız zaman ve hayatı olduğu gibi kabul ettiğimiz zaman biz de hayatla bütünleşmiş olacağız. Mutluluk burada. Her şeyi olduğu gibi kabul etmekte ve tadını çıkarmakta. Kabul müyüz? (Kabul)
- Hayat ne ki? İnsanın -kendinden, sevdiklerinden bu denli uzaklaşarak -bu kadar çalışmasına gerek var mı? Şartları her geçen gün kendimiz için zorlaştırıyoruz. Kendi kurallarımız, kendi standartlarımız bizlere daha iyi bir yaşam sağlamıyor. Nasıl yaşayabiliriz?
- Okullarımız bizi ne hayata ne de geleceğe hazırlayabiliyor. Kendimizi hazırlayabilir miyiz? (Sorumluluk)
- Doğa ile temasta olmak, nefes almak, yaşadığını hissetmek. (farkındalık, bilinçli olmak)
- Acıya sevgini gönderebilir misin? Acıyı sevginle kuşatabilir misin?
- Değişmesini istediğin şeylerle ilgili olarak ne yapabilirsin? Sen ne yapabilirsin? Eyleme geçebilir misin? Zihnini değiştirebilir misin? Algını değiştirebilir misin?
- Bugün değilse ne zaman? (başlama cesareti)
- Senin bilgeliğin, olgunluğun, tecrüben bu dünyaya nasıl gelir? Senin varlığın bu evreni nasıl besler? Çoğaltmak, yeşertmek istediğin anlayış, bakış, duruş, var oluş nedir? Bu evrene, dünyaya, yaşama ne vermek istersin? Bir şey vermek ister misin? Ne olsa bir şey vermek isterdin?
- Bir günün çok güzel olması için bize ne lazım? Aslında, güzelliği görebilmek, fark edebilmek için bize ne lazım?
- Hayat o kadar bilge ki, eğer bir acı geçmesin hep seninle olsun istersen bunu sana veriyor. Acının tazeliği seninle. Geçsin istersen de geçiriyor. Sen ne istersen, kendinden, onu alıyorsun.
- Bir sır vereyim: Cennet burada.
- “Bazen olur. ” diyebilmek çok rahatlatıcıdır.
- Eylemsizlik değil. Eylemlilik için içimizde o cesareti, kararlılığı, bilgeliği, azmi, gücü, coşkuyu, arzuyu uyandırmak ve toplamak. Havanın kar toplaması gibi.
- Her gün yeni bir gün. Bir bakıma da, milyarlarca yıldır var olan bir evren için, her gün aynı gün. İnsan bu algısıyla hem aynı güne hem de yeni güne nasıl uyanır? Ama bizim günümüz sayılı canımcım.
- Her gün birbirinin aynı da olmaz. İnişler çıkışlar, dalgalanmalar, esnemeler, uzayıp kısalmalar, az gitmeler uz gitmeler, bunlar hep bizim için.
- Hayat her haliyle güzel. Ama bizim -o andaki- hissimiz, algımız bu olmayabilir. Bu durum hayatın güzelliğini değiştirmez. Benzer şekilde hayatın güzel oluşu da bizim hissimizi, algımızı da değiştirmeyebilir. Değiştirebilir de.
- Şu konuda anlaşalım mı: Hayat güzeldir. İnsan canlısı bunu hissedebilir, tadabilir. Ancak, insan canlısının belli bir acının altına düşmediği şartlarda, normal acı şartlarında -bu normal nedir?- bunu anlaması, hissetmesi, tadması daha …
- Bilginin varlığı tek başına yeterli değil. Onun demlenmesi, damıtılması için akıllı, onurlu, cesur, bilge bir yürek gerek.
- Hayatın eğlencesi, güzelliği nerede? Büyüyenlerde mi, gülüşenlerde mi, ötüşenlerde mi, serpilenlerde mi, sevişenlerde mi, dayanışanlarda mı? Hayatın güzelliği kendinden mi? İnsanın güzelliği kendinden mi? Canlının da cansızın da güzelliği kendinden mi?
- Şimdi burada: Henüz eşit fırsatlara ve imkanlara insanlar ve diğer canlılar erişemiyor. İnsanlar diğer canları -denizleri, gölleri, dağları, ormanları, hayvanları ve dahasını- tahakkümleri altına almışlar. Henüz insan canlısından başkasının pek yaşam hakkı yok. İnsanlar hala temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar: Barınma, güvenli ve yeterli yiyecek-su, temiz hava, güvenlik, huzurlu ve güvenli hayat güvencesi, sessizlik, temizlik, kendini ifade edebilme, sevdikleri ile zaman geçirebilme, arzu ettiği işte çalışabilme, seyahat edebilme, hareket edebilme, tedavi görebilme, bakım alabilme, korunabilme, desteklenebilme, dayanışabilme, eğlenebilme, eğitim alabilme, huzurlu olabilme…Yine şimdi ve burada müzik dinleyebiliyoruz, kitap okuyabiliyoruz, yazı yazabiliyoruz, irtibat ve ulaşım imkanlarımız arttı, birçok şey imkanlı olmakla beraber henüz çok az bir nüfus/mekan için bu imkanlar söz konusu. Şimdi ve burada ya yapılacak çok şey var ya da yapılmaması gereken çok şey var. Umut, niyet, azim, birliktelik bizimle olsun.
Kendime Sorular
- Zamanı doldurmak için yaptığımız tüm şeyler; işler, hobiler, etkinlikler… Zamanı doldurunca ne yapacağız?
- Sabaha keyifle uyanmak için, gün için heyecan duymak için nasıl bir yaşama sahip olabilirim? Her doğan günü kutlamak istiyorum.
- Sabah uyanınca yeni doğan güneş, yeni başlayacak gün için heyecan duyuyor muyum? Değilse neden? İçim acıyor değilse. Heyecan duyarak, o hafiflikle güne başlamaksa çok iyi hissettiriyor.
- Biz insanlar, birbirmize, kendimize ve tüm canlara ne yaşatıyoruz?
- Kendi Hira’mıza (dağımıza) çıkmak iyi olmaz mı?
- Bozulmuş bir ortamdan alacağımız onay bize ne kadar iyi gelebilir?
- Kendi içime bakarak bütün dünyayı görebilir miyim? Bütün insanları görebilir miyim? Tümevarım.
- Kendimi severek bütün insanları sevebilir miyim? Bütün evreni sevebilir miyim?
- Kendimi affedebilirsem, kendimi hoş görebilirsem başkalarına da yumuşar mıyım?
- Kendime şefkat gösterebilirsem başkalarına da şefkat gösterebilir miyim?
- Kızmama ne sebep olabilir ki? Kızılacak şeylerin olma ihtimalini zaten bilmiyor muyum? Buna şaşırmalı mıyım?
- Üzüleceğim şeylerin olabileceğini zaten bilmiyor muyum? Bildiğim zaman hala hakkıyla üzülebilir miyim?
- Kendimize uygun bulduğumuz hayatı, değerlerimize uygun olarak, bazen istediğimiz gibi yaşayamayabiliriz. Bu olası. Bununla rahat mıyız? Rahat değilsek de, kabul müyüz?
- Daha fazla söze gerek var mı?
- Gerçek; kimin gerçeği, hangi zamanın, nerenin? Gerçek olsa ne olur?
- Binlerce insan, canlı; doğdu, yaşadı ve öldü. Bu bize ne söyler?
- Yaşama anksiyetesi diye bir şey olabilir mi? Kişinin kendini sürekli dürtüp, çimdikleyip yaşıyor muyum diye bakması gibi? Ama yaşıyor muyum? Ama ama ama …
- “Çözdüm” diyen, “çözüldüm” mü der aslında?
- Kısacık bir zaman buradayım. Süzülüp gideceğim. Kimse burada olduğumu dahi hatırlamaycak, bilmeyecek. O zaman?
- Aşkınlık hissedebiliyor musunuz? Uçsanız, genişleseniz, aynı anda birçok yerde olsanız, kollarınız uzansa bir yerlere, birçok şey ile temasta olsanız… Böyle bir şey hissediyor musunuz?
- Ne olunca yaşamış hissediyorum? Hangi halde, durumda, anda? Bu soruyu sormuş muydum?
- ‘Hayatı yaşamak’ ne demek? Zaten yaşamıyor muyuz? Düşünüyor muyuz, yaşıyor muyuz?
- Bir yer var, insan orada ‘serbest düşüş’ yapıyor. Yüksek bir potansiyelde, artık potansiyelini harekete geçirmek istiyor ve enerji yine korunuyor. Belki bildiklerini paylaşarak, belki üreterek, belki konuşarak potansiyel enerjiyi hareket enerjisine dönüştürüyor. (Hem metafor, hem örnek olsun 🙂 Orası neresi? Ne zaman? Zaman-mekan?
- İnsan hep bir devinim halinde olabilir mi? Belki de ne olsa; durmayacak, yetinmeyecek. O zaman, olanı değiştirecektiysek; olduramadığımız zamanlar için daha rahat olabilir miyiz? (İnsan devinen hayvandır.)
- Korkumun gözlerinin içine bakabilir miyim? Tüm duygularımı kucaklayabilir miyim? Duygularımın; duyduklarımdan, öğrendiklerimden, düşündüklerimden, tecrübelerimden kaynağını aldığını hatırlayıp onları bilgeliğimle sarıp sarmalayabilir miyim? Duygularım beni yönetmesin; ben onların fısıltısını duyarak aklımla, yüreğimle bir yol tutabilir miyim?
- Tüm canlar var olmaya ve valıklarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bunu anlıyorum. Bazen korkudan, arzudan veya her neyden ise, yapabileceklerinin en iyisini değil de son derece kötüsünü yapabiliyorlar. Bunu anlayabilir miyim? Bunu kabul edebilir miyim? Burayı eleştirmek, kınamak, yargılamak veya burayla ilgili sürekli şikayet etmek neyi nasıl değiştirir? Bana ve muhatabına ne hissettirir? Bundan daha iyisini yapabilir miyim?
Altlarını siz doldurur musunuz? Ne düşünüyorsunuz bu konularda? Sizin gündeminizde, aklınızda ne var? Nasıl yaşıyorsunuz? Nasıl yaşasak? Ne dersiniz?
One Comment Kendi yorumunu ekle